Başlıksız

Cevapla
TESLA
VIP
VIP
Mesajlar: 40
Kayıt: Prş Nis 20, 2017 12:00 pm
Reputation: 20

Başlıksız

Mesaj gönderen TESLA » Cum Nis 21, 2017 11:17 pm

Yazar: nmylsk

Ben ÖSYM’nin verdiği şekeri yerim, kalemtraşla kalemim açarım, gerekirse peçeteyle k.çımı silerim; ama o silgiyi kullanmam. (EA)

Bu veciz sözden silginin kötü bir araç olduğu değil, attığın bir soruyu kolay kolay değiştirmemen gerektiği sonucu çıkar.

Bu sefer başka bir konuda yazmak istiyorum.
Günlerden bir gün bir sınavda başarısız olmuştun. Hayatındaki ilk başarısızlığındı. Çok üzülmüştün. Nasıl üzülmezsin ?! İlk defa bir sınavda başarısız olmuştun. İlk okulda mıydın? Orta okulda mı? Daha sonra mı? Belki de henüz hiç başarısız olmamışsındır. Peşinen söyleyeyim. Henüz hiç başarısızlık yaşamadıysan bu yazının devamını okumana gerek yok. Zira bu yazının sana katabileceği hiç bir şey yok.
Hedefimiz TUS olduğu için başarısızlık konusu olarak da onu anlatacağım; ama unutma ! Anlatacaklarım hayatta yaşadığın ya da yaşayacağın tüm başarısızlıklar, tüm aksilikler, geceleri uykunu kaçıran her şey için geçerli olacak.

Sınav kapısındasın. TUS'a gireceksin. Yeterince çalışamadığını düşünüyorsun. Aslında yeterince çalışamadığını biliyorsun. Oysa etrafındaki herkes sanki 18 tekrar atmış gibi görünüyor. Bazıları sanki başka bir dilde konuşuyor. Senin hiç duymadığın şeylerden bahsediyorlar. "Boş ver onları !" dedin kendi kendine. Bu sınavı kazanan herkes "Boşuna o kadar çok çalışmışım !" demiyor mu zaten ?! Üstelik bu sınavda başarılı olmak gibi beklentin de yok.
Sana bir sır vereceğim. Sen kendine inanmazsan kimse sana inanmaz. TUS için de durum budur. Senin için de böyle oldu. Temel bilimler oturumunun ortasında anladın bu sınavın nasıl sonuçlanacığını. Moralin bozuldu. Kendini kötü hissettin. Başarısızlığa hazırlıklı olduğunu düşünüyordun. Kendi kendine yeterince iyi çalışamadığını ve bu sınavla ilgili bir hedefin olmadığını tekrarlıyordun. Yine de aslında umutluydun. Umudun olmasa sınava girmezdin. Bilirsin, umudu olmadan insan yaşayamaz.
Sınav bitti. Cevap kâğıtları toplandı. Dışarı çıktın. Sınav umduğundan daha kötü geçmişti. Atipik sorular vardı, diye avuttun kendini.

Atipik kelimesini o kadar sık duyacaksın ki anlatamam !

Bu başarısızlık seni biraz sarstı; ama yılmadın. Beklenen bir başarısızlık çok da önemli değildir. Asıl zor olan beklenmeyen bir başarısızlıkla başa çıkmaktır. TUS'a gerçekten çalışman gerektiğine karar verdin. O heyecanla bir anda çalışmaya başladın. Sınavda en çok farmakolojide zorlanmıştın. Hemen eşe, dosta, arkadaşa sordun. Sana bilmem ne dersanesindeki bilmem kim hoca çok iyi soru yakalıyor, dediler. Koşarak gittin, hocanın kitabını aldın. Eve gelip okumaya başladın. Gerçekten de önceden çalıştıklarından daha iyi bir kitaptı. O gün 8 saat çalıştın. Gece vicdanını rahatlatmış olduğun için huzurlu uyudun. Sabah kalktın. Kaldığın yerden devam ettin. Bir konuda önceki gün okuduğun yerlerden birine atıf yapan bir bilgi geçti. Hatırlamaya çalıştın, hatırlayamadın. "Olsun, kimse ilk okumada öğrenmiyor ki ! Zaten sınav kazanmak için en az 4 tekrar gerekiyor !" diyenler geldi aklına. Yine vicdanın rahatladı. Bu şekilde çalışarak devam ettin. Çalıştın, çalıştın, çalıştın. Farmakoloji bitti, biyokimyaya geçtin. Ondan başkasına ve sonra bir başkasına... Günler geceleri kovalarken zaman algın bozulmaya başladı. Artık haftanın hangi gününde olduğuna bile dikkat etmiyordun. Güdümlü füze gibi hedefe kilitlenmiştin. Sabahları kalkıp çalışmaya başlıyordun. Saatlerce masadan kalkmıyordun. Derken performansın düşmeye başladı. Lâkin sen fark etmedin. Çünkü her gün saatlerce kitabın başında oturmaya devam ettin. Her gün vicdanını rahatlatmaya devam ettin. Artık yeterince etkin çalışmıyordun; ama sonuçta saatlerce çalışıyordun. Günlük çalışma saatin çift haneli sayılara vurdukça kendini iyi hissediyordun. “Bu sefer olacak !” diyordun. Gerekeni yaptığına inandırmıştın kendini.
TUS'a az bir süre kalmıştı. Stres katsayın da ciddi şekilde artmıştı. Pek tabii çalışma tempon da artmıştı. Artık okduklarını aklında tutmakta zorlanıyordun. “Sınava yakın herkes benzer duyguları yaşar.” diyorlardı. Rahatlıyordun.
Nihayet son gece geldiğinde hiç bir şey bilmiyormuşsun gibi hissediyordun. Bu baskıya dayanamayıp düşüncelerini çevrendekilere anlatıyordun. Ailen, arkadaşların, herkes seni destekliyordu. Elinden geleni yaptın, diyorlardı. Kendini daha iyi hissetmeni sağlıyordu bu sözler. Yine de içinde bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şeyleri unutmuştun. Evden çıkarken ütüyü fişe takılı unutmak gibi bir duyguydu. Malum, böyle bir şey olursa evde yangın çıkabilir.
Sınava girmiştin. İlk birkaç sorudan emin olamamıştın. Yine de işaretlemiştin. Sonraki iki soruyu yapamamıştın. Moralin bozulmuştu. Başka bir derse geçmiştin. Benzer şeyler yaşamıştın. Sonra... Sonrası malum. Yine istediğin gibi olmamıştı.
Bu seferki başarısızlık çok sarsıcıydı. Bir anda boşluğa düştün. Aylarca emek vermiştin. Her gün saatlerce çalışmıştın. İyi ama neden sonuç istediğin gibi değildi ?! Yapabileceğin her şeyi yapmıştın. Bundan öte ne vardı ki? Daha ne kadar çok çalışabilirdin ki?

En büyük hatan neydi biliyor musun? Vicdanını rahatlatmak istemendi. Başarısızlığı bir etiket olarak görmendi. Bunu "kabullenmeye" çalışmandı. Kabullenmek diye bir şey yoktur. Sürekli kendine travma yaşatmanın, gayya kuyusunu deşmenin de anlamı yoktur. Başarısızlığın üstüne bir şal ört. Şal yetmedi mi? Daha kalın bir şal ört. İkinci bir şal ört. Başkaları başarısız olmuş gibi davran. Sanki "bir şeyleri" hiç yaşamamışsın gibi davran. İstiyorsan beni suçla; ama kendine sürekli travma yaşatma ! Yaşadığın "bir şeyleri" unut ve şimdi yeniden başla ! Yeniden başlamak için kendine acı çektirmek zorunda değilsin.

Joseph Addison mutluluğu aramaya çıkmadan önce onun varlığına inanmak gerekir, demiştir. Peki sen gerçekten mutluluğun varlığına inanıyor musun?


Selâmetle.

19 Mayıs 2016



Cevapla

“Köşe Yazıları” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir