Alıntı Defteri'm..

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Alıntı Defteri'm..

Mesaj gönderen dr.tilsim » Sal Nis 17, 2018 2:11 pm




Akrabalarımız bizi niye kıskanıyor :)
yahut biz birilerini niye kıskanırız..
Kim kimi niye çekemez. neyi görür de bir kanıya varır.
İsmail acarkanın kıskançlık üstüne olan dersi..
Kıskançlık - kıyaslama neler üzerinden gelmekte..
Nelerle bütünleşiriz. Bedenimizle güzelliğimiz ya da çirkinlikle..
Meslekle doktorum ben onlar olamadı vs..
Ailesi ile , arkadaşlık ortamı ile tus çalışma imkanları ve başarısı ile :)
Eşitsizlikler bir diğerine üstünlük-eziklik (eziqlique :) ) sebebi midir..?

Tüm bunlar üstüne olan bir ders..


son paylaşımı ilk mesaja da aldım :) istifa edebilmek dileğiyle..






*****************
Bazen resimle bazen yazı ile paylaşımda bulunmak istediğim bir başlık olarak açtım..
Yorum atmanızı istemiyorum işin gerçeği :)
Arşiv olarak kullanacağım..
Sizde alıntılayın kullanın sevdiğinize arkadaşlarınıza yollayın diyerek ;
Güzel ve edebi kalitesi yüksek cümleler duyun diye başlığa döküyorum..
Belki kendinizi bulup gider kitabını alırsınız yazarın..
Başka alıntıları biriktirdiğim yerlerden buraya aktarmayı düşünüyorum..
Anlık duyguların, laf sokmaların ve aformaya çalışmanın (aforizma yazmaya çalışmanın) ürünü olmayan şeyler..

Dolu dolu kitaplardan ve alıntılardan gelecek..
Uzun ya da kısa oluşuna bakmadan atacağım..

ilk ikisiyle başlayayım.. :

Bir aşk mektubu..

Şebnem şibumiye..
alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz şebnem, susamlı akide şekerim, saraya sızmış lunapark balerinim; ilk hamleyi suçlular yapar. yani ben. paso ilklere imza atıyorum.
insan otuz yıl yaşayınca, dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor.
bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba.
anlamı, ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor şebnem.
saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor.
uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. sanırım, en temel dertlerimizin, varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik.
eğer bir hedefin yoksa, kulağın rahat olur. kaybedecek bir şeyin yoksa, kaybolmak seni bozmaz. yenileceğinden eminsen, rakibini ciddiye alman gerekmez.

şu anda tomaso albinoni'nin [1671-1750] adagio'sunu dinliyorum. notalar daima harflerden daha anlamlı, daha etkileyicidir. melodiler, kelimelere beş çeker. sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: sekoya ormanında yangınlar, ağaçların içinde olup bitermiş.
şebnem, alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz.
şebnem uzaya baharın gelmesi, seni bulmama bağlı.
şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım.
şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım.
şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana.
şebnem ne çok melek var yüzünde, tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı.
18. ve 19. yüzyıllarda, ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri... şebnem, üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim!
şebnem niye böyle?
aşkın, patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor.
şebnem bulutlara kement atayım, ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım.
şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna, doğrudan bana miyavlıyor-lar, sanki senden bahsediyorlar, dikkatle bakıyorum.
şebnem zarflar açıyorum, faturalar çıkıyor içinden. sanki senden bir haber gelecek, senin el yazın, imzan olacak..
öyle saçma, küçücük, tülbent boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.
şebnem uçaklar geçiyor. uçakları sanki sen kullanıyorsun. her şeyde sana dair bir ipucu, bir işaret seziyorum. hayat çok tuhaf şebnem: paraşüt, uçaktan yüz yıl önce, 1783’te icat edilmiş.
şebnem içimde, kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor.
milletçe öteden, varlığın başımı döndürüyor.
tessenjitsu adlı japon dövüş tekniği, sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. zerafetin aksesuarı, cinayetin aracı olabiliyor.
şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı, kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz.
dilim uyuştu şebnem, parmaklarım yazmaktan oksitlendi. laf uzadıkça anlam geriler. sözlerde o acı yalan tadı belirir.
şebnem imparatorluk gibisin, dünyayı özelleştiriyorsun.
kalbim jelatini yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince.
cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. tamam abartmayayım, tozutmayayım, uslu çocuk olayım. irmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım.
beni kınama yeter ki, huylarımı değiştiririm.
bir robot kadar iffetli, güvercin kadar ılımlı olurum.
şebnem ballanmış ilkbahar gibisin.
leylaklarla dolu bir akvaryum, akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin.
iğde yumuşaklığı, iğde esansı, iğde reformistliği var sende.
üzerinde nar, kiraz, mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba?
beni mahveden hatalarım hangileriydi, emin olamıyorum.
gerçek bela, devrim niteliğindeki bahtsızlık, büyük noksan neydi hayatımdaki?
bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor.
yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla.
çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim.
tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim.
pekala.. ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım.
sonuçları nedenlerin önüne almayayım. methiyeden şantaja geçmeyeyim. vahşetim teröre dönüşmesin. papatyaları harf olarak kullanayım. çağın gerisinde kalmayayım.
ilk romanı 1007 yılında murasaki shikibu adlı japon soylusu bir kadın yazmış; kitabın adı genji'nin hikayesi. romancılar bin senedir çalışıyor; bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar.
insanı cazibe hareket ettirir, mucize de durdurur. sözlerim sana karmaşık mı geliyor? birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek şebnem.
keşke, içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. o kadar zekisin ki şebnem, benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım, fakat cennete yakın bir bölgesine. şişko bir şeytanın, çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum..
dişlerini, çillerini tek tek öpüyorum.

müntekim
- Korkma ben varım / murat menteş





------------------------
“Hayır.” dedi, Nietzsche, “ben yalnızca gerçek adını koyuyorum! İhtiyacı olduğunda cinselliği yaşayan bir erkeğe diyeceğim yok! Ama bunun için yalvaran, bütün gücünü onu idare eden kadına; kendi zayıflığını ve erkeğin gücünü, kendi dişi gücü haline çeviren o hilekâr kadına bırakan erkeklerden nefret ederim.”

“Ah, gerçek bir erotizmi nasıl inkâr edebilirsiniz? Siz, biz insanoğlunu yeniden üremeye götüren doğal dürtüleri, biyolojik özlemleri inkâr ediyorsunuz! Şehvet yaşamın ve doğanın bir parçasıdır!”

“Parçası, ama yüce bir parçası değil! Aslına bakılacak olursa, yüce parçanın ölümcül düşmanıdır. İşte, size bu sabah yazdığım bir cümleyi okuyayım.”

Nietzsche kalın gözlüklerini taktı, masaya uzandı, yıpranmış bir defteri eline alıp okunaksız yazılarla dolu sayfaları çevirmeye başladı. Son sayfaya gelince durdu; okurken burnu neredeyse deftere değecekti. “Şehvet, topuklarımızı kemiren bir orospudur! Ve bu orospudan bir parça et esirgendiğinde bir parça ruh için yalvarmayı çok iyi becerir.”

Defteri kapadı. “Gördüğünüz gibi sorun, cinselliğin olup olmamasında değil, başka bir şeyi, ondan çok daha değerli, sonsuzluk kadar kıymetli bir şeyi yok etmesinde! Şehvet, tahrik olma, tensel zevkler; bunların hepsi köle edicidir! Yığınlar, şehvet yalağından beslenen domuzlar gibi bir yaşam sürerler.”
Nietzsche Ağladığında / Irvin D.YALOM
En son dr.tilsim tarafından Sal Tem 03, 2018 1:24 pm tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.


Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Mesaj gönderen dr.tilsim » Sal Nis 17, 2018 2:37 pm

hepimiz suyun altındayız. âşık olduğumuz anlarda, güldüğümüz ya da bir sanat eserine baktığımız anlarda suyun üstüne çıkıp ciğerlerimizi hava ile dolduruyoruz. sonra tekrar suyun altına giriyoruz. her an boğuluyoruz ama ölmüyoruz...
sen kaç ben onları oyalarım- bülent usta

---------------------------
aşıktı. hiçbir zaman olmadığı ve olamayacağı kadar. ancak kadınla arasında bir nefes vardı. aralarındaki uzaklık bir hayat kadardı. üzerindeki takım elbisesinin rengi siyahtı ve sabah evden çıkmasının nedeni, aşık olduğu kadının cenazesine katılmaktı.
hakan günday - azil

----------------
Hastadır o, kaçıktır. Ruhunu yuvarlak metal ve ağır kâğıda adamıştır. Hiçbir şeyle yetinmez, gözü doymak bilmez. Kimseye kötülük etmeden, haksızlık yapmadan, geldiğim gibi göçüp gideyim şu dünyadan diye düşünmez. Hiç aklına getirmez ki, Büyük Ruh, kendisini yeryüzüne yuvarlak metal ve ağır kâğıtla getirmemiştir. Çok azı bu konuda kafa yorar. Çoğu, hastalıklarına bağlı kalır, yürekleri hiçbir zaman iyileşmez. Paranın sağladığı güçle mutlu olurlar. Tropik yağmur altındaki tembel meyveler gibi, kibirle şişinip dururlar. Kendi bedenleri yağ bağlasın, gelişip serpilsin diye, kardeşlerinin en kötü işlere koşmasından zevk alırlar. Bunu yaparken de vicdanları zerre kadar sızlamaz. O güzelim, soluk parmakları temiz kaldığı için mutlu olurlar. Başkalarının gücünü sömürüp, kendi işlerinde kullandıkları için ne başları ağrır, ne de uykuları kaçar. Bu paranın bir kısmını başkalarına verip onların işlerini kolaylaştırmak akıllarının ucundan bile geçmez..
Birçok beyaz adam, başkalarının kendisi için kazandığı paraları üst üste yığdıktan sonra bunları çok iyi korunan bir yere getirir. Sonradan da üstüne ekler durur. Günün birinde öyle bir an gelir ki kimsenin onun için çalışmasına gerek kalmaz. Çünkü parası tek başına onun için çalışır. Büyünün yardımı olmaksızın bunun nasıl gerçekleştiğini öğrenemedim, ama gerçek bu. Beyaz adam köşesinde uyuklasa bile, paraları bir ağacın yaprakları gibi durmadan çoğalır, sahibi de giderek daha fazla zenginleşir.
Bu arada büyük bir haksızlık hüküm sürer. Avrupalının üstünde hiç düşünmediği, fark etmek istemediği için düşünmek de istemediği bir haksızlık. Çok parası olanların hepsi çok çalışmaz. Aslında herkes çalışmadan para kazanmanın yollarını arar. Şöyle olur: Eğer beyaz adam yemeğini, döşeğini ve evini sağladıktan sonra ayrıca parası artarsa, hemen bu para karşılığında bir kardeşini tutar ve kendi işlerini ona yaptırır. Öncelikle kendi elini pisleten, sertleştiren işleri yaptırır. Kendisinin neden olduğu pisliği ona temizletir. Eğer bu bir kadınsa, hizmetçi diye bir kız tutar. Hizmetçi, pislenmiş örtüleri, yemek kaplarını, beden kılıflarını yıkar, yırtılmış bezleri onarır; efendisinin işine yaramayacak şeyleri yapmasına ise izin verilmez. O zaman da kadın ya da erkek efendinin daha önemli, daha zevkli, elleri pisletmeyen, kasları yormayan ve daha fazla para getiren işler yapmaya zamanı kalır. Bir tekne yapımcısını ele alalım. Tekne yapımında kendisine yardım etmesi için bir başkasını tutar. Kazanılan paranın büyük bölümünü kendisi alıkoyar ve olanak bulduğu an yardım için ikinci birini tutar. Sonra bir üçüncü ve giderek daha fazlası tekne yapımında ona yardım etmeye başlar. Sonunda bu sayı yüzlere ulaşınca artık onun çalışmasına gerek kalmaz. Ona düşen yalnızca döşeğine uzanıp Avrupa kavası içerken bir yandan ateş çubuğu tüttürmektir. Bir de başkalarının kendisi için yaptığı tekneleri teslim edip karşılığında metalleri ve kâğıtları toplamak. O zaman insanlar ondan varlıklı diye söz ederler. Yaşamına gıpta ederler. Ona övgüler düzerler, gururunu okşayan sözler söylerler. Çünkü beyazların dünyasında insanların ağırlığı yalnızca parasıyla, o parayı her gün ne kadar arttırabildiğiyle ve hiçbir depremin zarar veremeyeceği kalın demir kutunun içinde ne kadar biriktirebildiğiyle ölçülür. Yiğitliği, soyluluğu ya da zekâsının parlaklığıyla değil.
Bir Avrupalı‘ya sevginin tanrısından söz edecek olsan, yüzünü buruşturur ve güler. Senin düşüncenin yalınlığıyla alay eder. Ama pırıl pırıl bir yuvarlak metal ya da koca bir ağır kâğıt uzatacak olursan, o an gözleri parıldar ve dudaklarının arasından salyalar akar. Onun sevgisi paradır, tanrısı paradır. Onlar, yani beyazların tümü uykularında bile bunu düşünürler. Öyleleri vardır ki, ha bire yuvarlak metal ve ağır kâğıt tutmaktan elleri kanca gibi olmuş, duruşları orman karıncasının bacakları gibi yamulmuştur. Kimileri vardır, para saymaktan gözleri körelmiştir. Para uğruna mutluluklarını, vicdanlarını yitirenler; gülmekten, onurundan, sevincinden, hatta karısından, çocuğundan olanlar vardır. Çoğu, sağlığını bile bunun uğruna feda eder. Yuvarlak metal ve ağır kâğıt uğruna. Bunları giysilerinin içinde, ikiye katlanmış sert derilerin arasında taşırlar. Geceleyin, kimse almasın diye yastıklarının altına saklarlar. Her gün, her saat, her an onu düşünürler. Hepsi, ama hepsi. Çocuklar bile! Çünkü düşünmek zorundadırlar. Analarından öğrendikleri, babalarından gördükleri budur.
Göğü delen adam papalagi..

Alıntılar çok oldu bir samoa yerlisinin gözünden avrupayı görmek isteyenler alabilir..
Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Mesaj gönderen dr.tilsim » Sal Nis 17, 2018 2:48 pm

"sevişmek siyasal bir eylemdi."
bin dokuz yüz seksen dört

---------------
kelimelere herkes kendine göre bir anlam bir değer veriyor galiba.
bu değerler aynı olmadıkça iki kişi ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?
sen hiç gerçekten sevişen insanların evlendiklerini gördün mü? ben görmedim.
Aylak adam..

-----------
"insanın ölüm yokmuş gibi hareket etmesiyle aklında her an ölüm olduğu halde hareket etmesi, belki aynı şeydi."
Zorba N. kazancakis
Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Mesaj gönderen dr.tilsim » Çrş Nis 18, 2018 2:13 pm

bütün bu adamlar vakitlerini dertleşmekle,
aynı düşüncede olduklarını anlayıp mutluluk duymakla geçiriyorlar.
aynı şeyleri hep birlikte düşünmeye ne kadar da önem veriyorlar.


j.p. sartre - bulantı

----------------------------------------------

Resim


-------------------------------------


Resim
Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Mesaj gönderen dr.tilsim » Çrş Nis 18, 2018 2:19 pm

Resim

----------------------

Resim

-------------------------------

Resim

...........
Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Mesaj gönderen dr.tilsim » Çrş Nis 18, 2018 2:30 pm

zargana'nın da dediği gibi, bir lider kalabalık karşısında konuşurken asla o üç kelimeyi telaffuz etmezdi: lütfen, özür, teşekkür. çünkü bu kelimeler medeni insanlar içindi. lider medeni olmayandı. medeni olmadığı için liderdi.
h. günday - zargana

-------------------------------
Siyasette esas olan iknadır, hukukta isbat, felsefede hakikat.

İkna (politik gürültü) genellikle isbatı da, hakikati de geçersiz kılar.
Siyaset ve ticaret "önemli olan"a itibar eder, ilim ve irfan ise "değerli olan"a.
D. Cündioğlu

benim notum :)
Önemli denen : zaman ve mekan'a göre lazım olan "dün dündür bu gün bu gündür" felsefesiyle yarın hiç bir önemi kalmayacak şeylerden oluşabilir. Siyaset dünden bu güne utanmadan- işime geldiğince değişirim diyebilen bir yapıdadır zaten siyasetçi siyasette kalabilmek için böyle davranmak mecburiyetindedir. ibn haldunun deyimiyle kim daha becerikli bir hainse o ayakta kalır. Değerler ise toplumlar , coğrafyalar ve zamanın üstünde denebilecek şekildedir. Dostluk , sevgi , özlem , annelik, aşk , adalet, vicdan.. Kolay kolay değerlerini yitirmezler.. Birileri onları siyasetin nesnesi haline getirene kadar.




---------------------------

Resim
Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Mesaj gönderen dr.tilsim » Cmt Nis 21, 2018 1:16 pm

Hiçbir şey beni, hakkımdaki bir kanaati düzeltmek mecburiyeti kadar korkutmazdı
Sabahattin Ali

(insan kendisi hakkındaki yanılgısını çok zor kabullenir)

-----------------------------------------
Ama ruhumuz böyle gökyüzünde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor.

Sabahattin Ali

-------------------------------------------
ben, senin vazgeçtiğin kızla evlenen, yol ağzında seçmediğin yoldan giden, bıraktığın kuyuda su içen içmesi gereken kişiyim. bir seçim yapmamakla benim seçimime de engel oldun.

(herkes birbirinin kaderini ne kadar da etkiliyor en ufak seçimiyle)


italo calvino

---------------------------------------------
Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar. Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz!

Zülfü Livaneli

-------------------------------------------------------------
"Yarışmalar, yanlış eğitimimiz ve haketmediğimiz ekonomilerden geriye kalan rastgele ve değersiz gerçekler hakkında kendimizi daha iyi hissetmemiz için düzenlenirler. Biliriz mutlu oluruz , tuttuğumuz taraf kazanır mutlu oluruz. Buna efendilerin de kölelerin de ihtiyacı vardır."
(survivordan , futbola değin herşey konulabilir buralara)

Chuck palahniuk
Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Mesaj gönderen dr.tilsim » Cmt Nis 21, 2018 1:26 pm

Abdal anlamak, aptal anlaşılmak ister, oysa hakikatte ilkinin anlaşılma'ya, ikincisinin anlama'ya ihtiyacı vardır.
Abdal anlar ve susar, aptal anlamaz ama yine konuşur.
Abdal dünyadan kurtulmaya, aptal dünyayı kurtarmaya çalışır. En sonunda abdal kendine kavuşur, aptal dünyaya.
Abdallar genellikle kördür, yani gözleri dünyaya kapalıdır. Bu yüzden aptalların, yani gözü açıkların göremediklerini görürler
Aptal abdal'a aptal gibi davranır, abdal aptal'a abdal gibi.
Abdal abdal'ı bulunca susar, aptal aptal'ı bulunca aptal aptal konuşur.
D. cündioğlu

--------------------------

Resim


-----------------------------

Resim
Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Mesaj gönderen dr.tilsim » Cmt Nis 21, 2018 1:37 pm




Sevdiğim, muhabbetine kıymet verdiğim insanın , kendilik/ego/benlik üzerine sohbet :)
Herkesin ihtiyacı olan bir konudaki tecrübelerini analizlerini paylaşıyor..
isteyen faydalansın..
Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Kullanıcı avatarı
dr.tilsim
VIP
VIP
Mesajlar: 153
Kayıt: Çrş May 03, 2017 8:14 pm
Reputation: 96
İletişim:

Mesaj gönderen dr.tilsim » Pzt May 21, 2018 10:40 pm


biraz nefeslenmek isteyenlere..
Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
---
...
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem.

Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

“Şiir/Kitap” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Bing [Bot] ve 0 misafir